Kategori

İncelemeler

Kategori

3500 kişinin bir arada olduğu bir yerde çalışıyorum. Herkesi hemen tanımak mümkün olmuyor. Zaman içinde iş amaçlı yeni kişilerle tanışıyorum. Haliyle her insan ayrı bir dünya gibi geliyor. Yeni birisiyle tanıştığımda genellikle muhabbeti hangi sporu yaptığına getiriyorum. Ve o konuda bir hayali var mı yok mu onu öğrenmeye çalışıyorum. Bilgi paylaştıkça çoğalır diyorlar ya hayaller de paylaştıkça çoğalıyor 🙂 Tabii burda amaç başkasının hayalini çalmak değil o hayali kendi hayallerine katmak için ilham aracı yapmak. Müzikte de böyle değil mi bu işler? Müzisyen yeni bir şeyler ortaya çıkarmak için bir çok farklı kişilerin çalışmalarını dinlemiyor mu…Benimkisi benzer bir istek.

Yeni tanıştığım bir iş arkadaşım ile yaptığım ayaküstü sohbette, eşi ve çocuğu ile kano gezintileri yaptığını öğrendim. Sırt çantasına sığan şişme kanoyu arabasının bagajına koyup su olan her yere götürdüğünden bahsetti. Dört bir yanımız deniz ile çevriliyken su sporlarına yabancı kalmak beni şaşırtıyordu. Bu kadar kolay ve zevkli bir su sporu yapılabildiğini bilmiyordum açıkçası.
İlgim olduğunu görünce sağolsun bana bir tanıtım yapmak istedi. Haftaiçi bir gün iş çıkışında sözleştik. Arabanın bagajına kanoyu ve 2 adet küreği atıp Ömerli barajına gittik.
El büyüklüğünde şarjlı pompalar var 5-10 dk’da kanoyu şişiriyor. Manuel pompalara göre emek ve zaman avantajı var. Ortalama 15 dk. içinde herşeyi hazır edip suya girdik. İş stresinden sonra 1 saat içinde doğaya kaçıp bambaşka bir dünyaya geçiş yapmak, kimselerin olmadığı bir yerde huzur içinde hem gezinti hem spor yapmak ruhumuzu dinlendirdi. Yaklaşık 5 km. kürek çektik. Hava kararmak üzere olduğu için bu güzel geziyi uzatamadık.

Epey mesafe gittik gibi geldi bana ama sonradan haritaya baktığımda barajın sadece %10’luk bir bölümünü dolaşmışız.
Bu keyifli etkinlikten sonra kendi kanomu almaya karar verdim. Ve hemen ilk haftasonu harekete geçtim. Arkadaşım Hakan ile ortaklaşa kanoya girdim 😉 Doğrusu kanoyu ortak satın almak mantıklı geldi. Kanoların tek – iki – üç kişilik modelleri var. Kanoda mutlaka bir misafiriniz olur diye en az iki kişilik alınmasını önerdiklerini öğrendim. Arkadaşınızla etkinlik yapıyorsanız ayrı ayrı tek kişilik kanolar almak hem ekstra maliyet hem taşıma açısından ekstra zahmet demek. Tek kullanmanın zevki başka olabilir ama 2 kişi kullanım daha konforlu oluyor.

Cumartesi

Hakan’la cumartesi sözleşip Anadolu yakasında Ritm İstanbul avm içindeki bir spor mağazası olan Decathlon’a gittik. Bu kanoya 1250 TL verdik + 200 tl de 2 kürek için verip birlikte satın aldık. Şarj edilebilir pompa da alacaktık ama Decathlon’da sıkça karşımıza çıkan bir durum… pompa kutusundaki aparatlar eksikti. Ellerinde açılmamış başka ürün yoktu. Mecburen motora atlayıp Decathlon’un Ataşehir’deki şubesine gittik. Orada şarj edilebilir pompayı eksiksiz bulduk ve ona da 100 TL verip yolumuzu Ömerli barajına çevirdik. Göl kenarına ulaştığımızda tüm malzemeleri yere serdik ve kanoyu hazırlamaya başladık. Elektirikli pompa kanoyu şişirirken kendimden emin bir şekilde sevindim. İyi ki bunu almışız şimdi manuel pompada amele gibi basacaktık dedim. Der demez pompanın sesi kısılmaya başladı. Hay bin kunduz!

Şarjı azaldı, kanoyu şişirmiyor artık. Pompanın kutusundan araç şarj kablosu çıktı ama bizde araba yok ki motorla geldik. Motorumuzda araç şarj çıkışı olmadığı için Hakan pompayı alıp yakınlardaki bir köy kahvesine gitti ve 1 saate yakın pompayı şarj etmek için bekledi. Geri geldiğinde 1 saatlik şarjın da kanoyu tam olarak şişiremediğini gördük. Kano, birbirinden ayrı şişirilebilir üç parçadan oluşuyor. Tam şişirmeden suya girmek olanaklı değil. Böyle basit bir sebepten faaliyetimiz başarısız oldu iyi mi, kös kös döndük oradan.

Pazar

Ertesi gün Pazar… Nasıl hırs doluyuz. Pazar kahvaltısını yaptıktan sonra buluştuk. İstikamet yine Decathlon. Manuel pompa aldık. Şarjlı pompayı da akşamdan şarj ettik tabii, tam dolu. İstikamet bu sefer Ömerli barajı değil. Hem uzak kalıyor, hem birşey eksik çıkarsa dönmesi kolay değil. Daha önce Hakan’la rüzgar sörfü kursu aldığımız bir yer vardı Caddebostan’da. Orası hem yakın, hem de denize girmesi kolay olacağına karar verdik. Caddebostan’a gelince motorumuzu Marmara Yelken Kulübü’nün yakınlarına park edip bisiklet yolunun yanındaki çimenlere attık kendimizi. Hava sıcak. Motor da yordu biraz. Kısa bir dinlenme arası verdik…

Sırt çantasından kanoyu çıkarttık. Şarjlı pompa, bu sefer tam şişirdi. Manuel pompaya ihtiyaç olmadı. Onu da birşey olur diye kanonun içine koyduk. Sonra denize attık kendimizi. Deniz çarşaf gibi. Ama kano istediğimiz gibi gitmiyor. Sürekli yönü değişiyor. Allah Allah! Bu böyle kontrol etmesi zor değildi diye söyleniyorum. Keyif alamıyorum. Moralimiz bozuluyor. Sonra sonra aklıma geldi. Kanonun altında 3 tane salma aparatı var onları takmayı unutmuşuz. Salma, suda düz seyir etmeye yarıyor. Nasıl hırs yaptıysak artık aceleden en önemli şeyleri atlamışız. Neyse ki çok fazla uzak değiliz kıyıya. Biraz mücadeleyle kıyıya çıkıp motorun bagajında unuttuğumuz 3 adet salmayı getirip taktık. Tekrar denizdeyiz. Oh be dünya varmış, kürek çekince artık düzgün gidiyor. Hah şöyle keyif almaya başladık şimdi.

– Çek kürekleri çek çek!
– İyi gidiyoruz yahu!

Rüzgar sörfü yapanlar yanımızdan adalara doğru açılıyorlar. Rüzgar sörfçü arkadaşlara da özeniyoruz ama bizim şu an ilgimiz kano. Ne yapabiliriz ne yapamayız merak edip anlamaya çalışıyoruz.

İleriye doğru bir göz gezdiriyorum. Yarışma mı var acaba epey kalabalık olmuş rüzgar sörfçüler. Haftasonu yarış olduğunda böyle kalabalık oluyorlar genelde. Neyse biz biraz daha açılalım bakalım. Ooo kıyıdan epey açılmışız. Kanonun kılavuzunda kıyıdan en fazla 300 m açılabilirsiniz diye bir uyarı kalmış aklımda. Güvenlik nedeniyle böyle bir uyarı koymuşlar herhalde. 300 metreyi çoktan geçtik. Merak duygusu ağır basıyor. Adalara gidebilir miyiz diye birbirimize soruyoruz. Benim durum iyi. Hakan da öyle. Hadi gidelim diyoruz. Gerekirse döneriz. Hakan önde ben arkada kürek çekiyoruz. Kıyıdan uzaklaştıkça evler küçüldüğü gibi çarşaf gibi denizden eser kalmıyor. Dalgalar ve akıntı uğraşılan zor bir probleme dönüşüyor.

Bir de boğazdaki trafik var artık. Sağdan soldan gelip geçen tekneler ve nadir de olsa büyük gemi ve tarifeli vapurlar var. Biz karaya göre dikine gidiyoruz. Onlar karaya paralel gidiyor. Uzaktan gelen bir tekneyi gördüğümüzde hemen hesaplamalara başlıyoruz. Acaba beklesek mi yoksa küreklere asılıp geçmeye mi çalışsak? Genelde bekliyoruz. Bizi geçtiğinde yarattığı dalgalardan kurtulmak için mücadele gerekiyor. Gelen dalgalara tam diklemesine girmeye çalışıyoruz aksi halde büyük bir dalganın dengemizi bozup bizi devirme ihtimali var. Ya da su almaya başlayabiliriz. 2 saatlik bir mücadeleden sonra Kınalıada’ya ulaşıyoruz. Plajda yüzen ve oynayan çocukların arasından karaya çıkıyoruz. Bizi görünce şaşırıyorlar. Plajda güneşlenenler nerden çıktı bunlar der gibi bakıyorlar. Kanoyu plajda bırakıp ileride ağaçların altında gölgelik bir yer bulup dinleniyoruz. Şapkasız temmuz güneşinin tepemizde olduğu öğlen saatlerinde Caddebostan’dan Kınalıada’ya kadar kürek çekerek geldik.

Hazırlık yapmadan akışına bırakarak buralara kadar sorunsuz geldik. Ancak yanımızdaki 2 adet 1.5 lt’lik şişe suyumuz bitti. Yanımıza yemek almadığımız gibi para veya cüzdan da almamıştık. Dönüşü tarifeli vapurla yapmayı düşündük ama yanımızda hiç para yoktu. Biraz sıkıntılı olacak ama yapacak bir şey yok. Yapacağımız tek şey seve seve küreklere asılmak. Bu sefer değişiklik olsun ben önde Hakan arkada kanoyu suya indiriyoruz. Suya girdikten sonraki ilk birkaç dakika hızlı ilerliyoruz. Dinlenmek mi yaradı acaba. Ya da bana öyle geliyor. Kıyıda fazla dalga olmaması da bir neden olabilir. Kıyıdan 1-2 km açılınca ızdırap başlıyor. Dalgalara karşı kürek çekmek zorluyor. Trafik de artmış sanki sürekli bir tekne gelip geçiyor. Bir tanesini geçmesi için beklerken tekne birden yönünü değiştiriyor. Tam üzerimize doğru geliyor. Napıyor bu ya derken Cemal Kaptan isimli tekneden bize sesleniyorlar:

– “Bir sorun var mı gençler yardım ister misiniz?”
– Yok yok sağolun…

diye cevaplıyoruz; yoluna gidiyor. Bize ufak bir heyecan yaşatıyor Cemal kaptan.

Suyumuz bitti. Güneşin altında susuzluktan kürek çekmek işkenceye dönüyor. Hakan, kürek çekerken üstüne su sıçratıyorum diye bana kızıyor. Denizdeyiz yahu ıslanmaktan doğal ne var diyip tartışma başlatasım var. Survivor geliyor aklıma. Adada ilk zamanlar normal geçerken yaşam koşulları zorlaştıkça kavgalara tutuşmaları bundanmış demek. Keşke ön tarafa ben otursaymışım. Yer de değiştiremiyoruz. Çünkü dalgalar arasında kanonun dengesi pek güvenilir değil. Ayağa kalkmak ve dengede durmak zor.

Karşı kıyıda bir yeri kerteriz alıp oraya doğru gitmeye çalışıyorum. Kanonun burnunu kerteriz aldığım noktaya doğru denk getirmeye çalışmaktan doğru düzgün kürek çekemiyorum. Bir defa soldan kürek çekerken 2-3 defa sağdan kürek çekiyorum. Haliyle Hakan’la senkron olamıyorum. Bir de su sıçratmamak için küreği fazla denize sokmadan yavaş ve dikkatli kürek çekiyorum. Hakan bu sefer de kürek çekemiyorum diye kızıyor. Yok kürek çekmiyor muşum yok kendisi beni taşıyormuş falan filan. Başına güneş mi geçti yoksa 🙂 Kürekle kafasına kafasına vurasım var! Kürek mahkumlarından beter oldum yahu! Dilim damağım kurudu. Tepemde dönen akbabalar görmeye başlamak üzereyim…

Görüntüsünden pahalı olduğu her halinden belli yelkenli yatlardan bir tanesi yanımıza yaklaşıyor. İçinde şık giyimli kızlı erkekli bir grup var boğaz gezisine çıkmışlar belli. Bir sorun olup olmadığını soruyorlar. Bir sorun yok diyoruz. Kibarlık kalmamış bizde bir teşekkür bile etmek aklımıza gelmiyor. Ya da ekstra tek kelime etmeye halimiz kalmamış. Geldikleri gibi hızlıca uzaklaşıyorlar. Dışarıdan halimizi görenler acıyorlar sanki. Ya da Hakan geriye fazlaca yaslanarak hatta yatarak kürek çekiyor. Belki bu yüzden bir sorun olduğunu düşünüp geliyorlar bilemiyorum. Bu arada kanonun içinde su birikmeye başlamış. 2 saat geçti ancak yolu yarıladık. Karşı kıyıyı halen tam seçemiyoruz. Allah’ım kıyıya ulaşmak mümkün olacak mı? Kerteriz aldığımız noktaya doğru kürek çekmekten başka şansımız yok. Kanodaki biriken su miktarı artıyor. Nerden geliyor bu kadar su bilmiyorum. Popom suyun içinde kaldı, gömülüyorum. Kürek çekmek daha da zorlaşıyor. Keşke su geçirmez torba alsaydık. Telefon var yanımızda. Bunun gibi elektronik aletler için mutlaka su geçirmez torba kullanmak gerekiyor.

Biraz önceki yelkenli tekrar yanımıza geliyor. Bir kez daha yardım ister misiniz diye soruyor. İçimizdeki ses evet iyi olur bizi de alın diye haykırıyor ama neden bilmem bu dışarıya “Teşekkürler, herşey yolunda” olarak çıkıyor. Hayreti mucip. Batana kadar yardım isteyecek değiliz, pes etmek yok. Bizim erkeklik gururumuzun dibi boylaması kanonun batmasından daha kötü geliyor.

Akşam serinliği ile birlikte sert rüzgar başlıyor. Ortam gerginliğini koruyor. Rüzgar sörfü gibi gitmeye yarayan çok basit bir yelken aparatı varmış kanolar için AliExpress’den aldığını anlatmıştı iş arkadaşım; keşke bizim de yanımızda olsaydı diyorum. Kanonun ucuna takar rüzgardan faydalanabilirdik. Nihayet kıyı yaklaşıyor gözümüze. 4.5-5 saate yakın mücadeleden sonra son bir gayretle karaya çıkıyoruz. Ama ne çıkmak! Kanodan inerken yorgunluktan sendeliyoruz. Ayakta duramayacak kadar bitmiş durumdayız…Sahilde orta halli bir restorana giriyoruz. Üst başımız biraz kötü ama yedek kıyafetleri giyince ve yemek yiyince biraz kendimize geliyoruz. Yaşadığımız bu ilginç deneyim nedeniyle şaşkınız ve hararetli hararetli kritiğini yapıyoruz. Tekrar gelip bu sefer sahile paralel gitmeyi denemeye karar veriyoruz. Akşam karanlığında kanoyu motorun heybesine atıp evin yolunu tutuyoruz…

 

Kim korkar doğada yalnız dolaşmaktan! Eskiden ormanda dolaşırken kaybolmamak için işaretler konulurmuş. İşte dal kırılır, bez bağlanır falan…Teknoloji geldi işler değişti. Bu videoda doğada yön bulma hakkında konuşuyorum ve Suunto marka GPS’li saat tanıtımı yapıyorum. Piyasada iki tane saat modeli var iyi olan – Suunto Peak 3 ve Garmin Fenix.

Arkadaşım Hakan’la hafta sonu öğlen vakti spor mağazası önünde buluşup beraber gezmek üzere sözleştik. Ben vaktinde gelip Hakan’ı telefonla aradım. O da varmak üzere olduğunu, on dakika içinde geleceğini söyledi. Telefonu kapatıp beklemeye başladım. Geldiğinde beni aradı. Konuşma şu şekilde sürdü: