Teknik Malzeme: Kazma, Krampon, Kask, Baton, Kürek, Gps, Telsiz
Hava Durumu: Tırmanış süresince gökyüzü açık, sıcaklık gece en düşük -8 ile öğlen +2 derece aralığında, az rüzgârlı (5-10 km/s)
Kamp Yeri: Dağ Evi
Rota: Şeytan rotası
İrtifa: 3916 m
Tırmanış: 8 saat, İniş: 3 saat
Lider: Sönmez Erkaya
Ekip Sayısı: 20
Öneriler: Şeytan Rotası, barındırdığı yüksek taş düşmesi ve çığ riskiyle hata kabul etmeyen bir kulvar. Öyle ki, bu rota ve Erciyes ismi, hafızalarımıza eski TDF Başkanı Abdülmecit Doğru’nun kaybıyla kazınmıştır; dağcılık tarihimizin bu en acı kazası nedeniyle Erciyes, daima onun aziz hatırasıyla birlikte anılır.
Erciyes Dağı: İç Anadolu’nun Zirvesine Yolculuk
Bu yazıda, İç Anadolu’nun zirvesi Erciyes’e Şeytan Kulvarı üzerinden yaptığımız tırmanışın lojistik detaylarını, teknik zorluklarını ve rota notlarını bulabilirsiniz.
7 Mayıs 2016, Cumartesi: Heyecan ve Hazırlık:
Dağcılık filmlerinde her zaman heyecanlı şöyle sahneler olur ya, kahramanın ayağı kayar ve düşer son anda bir yere tutunur, yukarılardan bir şey düşer ve zor durumda kalır, bunlara benzer mutlaka bir aksilik çıkar, bu dağ o heyecanı size kesinlikle sağlıyor. Yerli bir Everest filmi çekilirse, herhalde bu dağ o filmin konusu olurdu. Çünkü Erciyes, kazaların son derece muhtemel olduğu bir dağ. Ben burda çoğu yerde kendimi Everest filmi sahnelerinde gibi hissettim. Bu dağ Everest’in yarısı kadar olan, zirvesi 3916 metrelik İç Anadolu’nun en yüksek dağıdır, ve sönmüş bir volkandır.
Lojistik ve İlk Adımlar
Cuma akşamı saat 23:00’te İstanbul İncirli’den başlayan yolculuğumuz, cumartesi öğle saatlerinde Kayseri merkezine ulaşmamızla son buldu. Dağa girmeden önce Cumhuriyet Caddesi’nde meşhur Kayseri mantısı ile enerji depolayıp, marketten temel gıda ve su alışverişimizi tamamladık.
Hedefimiz, 2200 metre rakımdaki Erciyes Kayak Merkezi Tekir Yaylası ana giriş kapısıydı. Saat 16:00 sularında, teleferiklerin kapanmasına dakikalar kala biletimizi alıp gondol ile 2400 metreye yükseldik.

Dağ Evine Yükseliş ve Gece Hazırlığı
Üst istasyona ulaşan diğer teleferik hattı 15:30’da kapandığı için, 2400 metreden itibaren kamp yükümüzle yürüyüşe geçmek zorunda kaldık. Yaklaşık 1,5 saatlik bir tırmanışla 350 metre irtifa alarak 2750 metredeki Dağ Evi bölgesine ulaştık.
Burada Gebze Doğa Sporları Kulübü’nden (GEDOSK) 7 sporcu dostumuzla karşılaşıp tanıştık. 20 kişilik grubumuz için dağ evi dar gelince, ekibimizin bir kısmı dışarıda çadır kurmayı tercih etti. Akşam yemeğinin ardından saat 21:00 gibi erkenden uykuya daldık. Gece saat 01:00’de uyanıp son hazırlıklarımızı ve kahvaltımızı tamamladık; saat 02:00’de karanlığın içinde zirveye doğru ilk adımlarımızı attık.

8 Mayıs 2016, Pazar: Şeytan Kulvarı’nda Zamana Karşı Yarış
Gecenin karanlığında, sırayla iz açarak ve yavaş bir tempoyla gün ağarana dek ilerledik. Şeytan Rotası’nın başlangıcına vardığımızda Sönmez Hoca, ekibin performansını düşük bulduğu için geri dönmemiz gerektiğini söyledi. Birkaç gün önce yağan taze kar, çığ riskini artırdığı için hocanın endişesi yerindeydi. Kısa bir oylama yaptık; ekibin çoğunluğu devam etmekten yanaydı. Hoca da grubu geri döndürmedi, tırmanışa devam etme kararı aldık.

Şeytan Kulvarı: Çığ ve Taş Yağmuru Altında
Şeytan rotasına tek sıra halinde girdik. Burası sadece çığ değil, aynı zamanda ciddi bir taş düşmesi riski de barındırıyor. Sönmez Hoca, “En geç 10:00’da zirvede olmalıyız, yoksa döneriz” diyerek net bir sınır çizdi. www.mountain-forecast.com üzerinden kontrol ettiğimiz hava raporu, öğleden sonra ciddi bir bozmaya işaret ediyordu.

Güneş yükselip hava ısındıkça, yukarıdaki “çürük” kayalardan kopan taşlar birer mermi gibi aşağı süzülmeye başladı. İlk büyük tehlikeyi fark etmemizle taşın bize ulaşması arasında sadece 3-4 saniye vardı. İki yumruk büyüklüğündeki bir taş, inanılmaz bir hızla tam üzerimize geldi. Bowling labutları gibi bir kenara devrildik ve taş bizi kıl payı sıyırdı. O hızdaki bir taşın vücuda çarpması, kemiklerin kırılması için yeterliydi. Şeytan rotasında kask takmanın ve tek sıra (iz) halinde ilerlemenin neden hayati olduğunu o an bir kez daha anladık. Buraya gelecekseniz kesinlikle buna hazırlıklı olun.

İrtifa ve Yorgunlukla Mücadele
Sürekli yukarıdan taş gelip gelmediğini kollamaktan konsantrasyonum dağılmıştı. Adımlarımı atmakta zorlanıyordum. Rotanın dikliği mi yoksa yediğim Kayseri mantıları mı beni bu kadar tıkadı bilemiyorum ama performansım ciddi şekilde düşmüştü. Ekibin genelinde de benzer bir tempo kaybı vardı. Gece alınan 3-4 saatlik uyku belli ki kimseye yetmemişti.
Sönmez Hoca, “son 1 saat”, “son yarım saat” hatırlatmalarıyla üzerimizde tatlı bir stres yaratırken acı çekerek tırmanmaya devam ediyorduk. Önümde iz açan Berk’in adımlarını takip ederek fiziksel sınırlarımızı zorluyorduk.

Zirveye Son Adımlar ve Diyafram Nefesi
Zirveye metreler kalmıştı ama batak toz karda bata çıka boğuşmak tam bir irade savaşına dönüştü. Attığınız her bir adımda geriye kaymak hem fiziksel hem zihinsel olarak insanı bitiriyordu. Son metreleri, içimden dağa sitem ede ede geçtim.
O sırada Sönmez Hoca hayati bir tavsiye verdi: “Diyafram nefesi alın!”. Bu noktada yerinde bir tavsiye!. Tüm sporcuların ve sesi ile iş yapanların kullanması gereken bir şey diyafram nefesi. Aslında bebekken doğal olarak yaptığımız birşey bu ama sonra vücut tembelliğe meyilli olduğundan unutuyormuşuz. Çeşitli egzersizler var diyafram nefesini öğrenmek için, İnternette bulabilirsiniz.

Saat 10:10 geçe, 8 kişilik ekibimizle nihayet zirveye ulaştık! Zirve sırtındaki (kılçık) geçiş sırasında Sönmez Hoca’nın uyarısı manidardı: “Sağ taraf Adana tarafı, uçurum; sol taraf Kayseri tarafı, ulaşım kolay. Düşerseniz Kayseri’ye doğru düşmeye çalışın!”. İronik bir şekilde, bu cümleden saniyeler sonra hocamızın ayağı takıldı ve Kayseri tarafına doğru sendeleyip son anda dengesini sağladı.

Zirve oldukça dardı, en fazla 10-15 kişi bir arada durabiliyordu. Toplu fotoğraf çektirirken yanımıza 3 kişilik başka bir grup yanaştı. Kar kornişine (rüzgarla biriken asılı kar kütlesi) dikkat etmelerini söyledik. Anlamadıklarını görünce yabancı olduklarını fark ettik; Ukraynadan geliyorlarmış. Onları da tebrik ettik.
Herkes fotoğraf çekme telaşında… Sönmez hoca acele ettirince fotoğraf çekmek için pek fırsat bulamıyoruz. Kara bulutlar ve sis geliyor diyor. Hava bir anda dönebilir. Gedosk klübüne bağlı arkadaşlar da zirveye ulaşıyor. Onları da tebrik ediyoruz.Sönmez hocanın ısrarlı dönelim istekleri ile birlikte zirve kalabalıklaşınca inişe başlıyoruz.

İniş: Dar Boğazda Trafik ve “Postacı” Korkusu
Aşağıdan başka bir grup dağcı ekibi daha geldiğini görüyoruz. Zirvenin altında dar bir boğaz var. Burada trafik kilitleniyor. Önce aşağıdakilerin tırmanışını bekliyoruz. Hava bozmak üzere. Gözümde Everest filmi sahneleri canlanıyor. Aha ikinci yarı kara bulutlar geliyor aksilikler başlamak üzere diyorum içimden. Bu sırada iniş için arka arkaya beklediğimiz Ukraynalı dağcılara dönüp nereden geldiklerini soruyorum. Kharkiv’den geliyorlarmış. Yanımızdan geçenlere dönüp aranızda postacı var mı diye sormak istiyorum ama korkuyorum. Ah postacı ahhh! Hem kendini yaktın hem başkalarını!

İniş yolunda, ekibin gerisinde kalan ve çekinen bir arkadaşıma yardımcı oldum. Sis bastırmış, görüş azalmıştı. Ona verdiğim tavsiye aslında dağcılığın özetiydi: “Elinde kazma olduğu sürece korkmana gerek yok; bir dağcının en sadık silahı kazmasıdır.”
İnişin En Keyifli Yolu: Kontrollü Kayış
İnişi en hızlı ve eğlenceli hale getirmenin yolu kuşkusuz “glissade” yani kar üzerinde kaymaktır. Kazma emniyetimizi alarak, kontrollü bir şekilde karın üzerinde süzüldük. Tırmanırken saatlerimizi alan Şeytan Kulvarı’nı, kayarak sadece birkaç dakika içinde indik. Kulvarı kazasız belasız geride bırakmanın huzuru içindeyken, Erciyes bizi taze bir kar yağışıyla uğurlamaya başladı. Dağ evinde verdiğimiz kısa bir molanın ardından malzemelerimizi toplayıp, kayak merkezi girişinde bizi bekleyen aracımıza doğru yola koyulduk.
Kar Körlüğü: Bir Anlık İhmalin Bedeli
Araca bindiğimizde bir arkadaşımızın gözünü açamadığını ve iğne batar gibi bir acı çektiğini fark ettik. İniş sırasında bir süreliğine goggle (kar gözlüğü) kullanımına ara vermiş ve farkında olmadan kar körlüğüne (fotokeratit) yakalanmıştı. Soluğu Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aldık. Hastaneye uğradığımızda yapılan müdahale ve verilen göz damlalarıyla neyse ki durumu biraz rahatladı.

Bu tırmanışı anlamlı kılan bir diğer detay ise tarihin Anneler Günü’ne denk gelmesiydi. Zirveye ulaştığımızda ilk işimiz annelerimizi arayıp bu zorlu tırmanışı onlara armağan ettiğimizi söylemek oldu. Bizim için her zorlukta yanımızda olan, dualarıyla bize güç veren başta kendi annelerimiz olmak üzere, bu zirveyi tüm dünya annelerine armağan ediyoruz.