Bu hafta sonu rotamız, Afyonkarahisar’ın heybetli yükseltisi Sultan Dağları. Sönmez Erkaya önderliğinde ve Koç Üniversitesi Dağcılık Kulübü (KUDAK) ile birlikte yola çıkıyoruz. Hedefimiz; 2675 metre rakımıyla dağın en yüksek noktası olan Gelincikana zirvesi.
Bu sıradağların ismiyle ilgili anlatılanlar oldukça etkileyici: Söylentiye göre Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Bizanslılarla yapılan bir savaşta ordusunu bu dağın yamaçlarına konuşlandırmış; o günden sonra da bölge “Sultan Dağları” olarak anılmaya başlanmış.
Faaliyete 29 kişilik, dinamik ve pırıl pırıl bir ekip katılıyor. Genç arkadaşları görünce öğrencilik yıllarıma, 90’lara gitmeden edemiyorum. Bizim zamanımızda kaliteli teknik malzemeye ulaşmak zordu. Maddi imkanınız olsa bile seçenekler bugünkü kadar geniş değildi.
Şimdilerde yurt dışındaki yeni sezon ürünlerini ülkemizde bulabiliyoruz. Teknik malzeme hala ciddi bir yatırım gerektirse de kulüplerin sunduğu kiralama imkanları bu sporu herkes için çok daha ulaşılabilir kılıyor.
Yaşadığım yer İstanbul’da doğa sporları ürünleri satan firmalar Karaköy ve Kadıköy civarında toplanmış durumda. Kendi gözlemlerim ve çevremden duyduklarım buralarda çalışan satış görevlilerinin ihtiyaçlar konusunda insanları doğru yönlendirdikleri yönünde. İçlerinde aktif olarak araziye gidip bu malzemeleri kullanan sayısı az olsa da bu ürünleri talep edenler genellikle araştıran kesim olduğu için iki taraf birbirini tamamlıyor.
Yeni bir malzeme alacağınız zaman, önce üyesi olduğunuz klübünüzden veya bir arkadaşınızdan ödünç alma yöntemini öneririm. Bu şekilde doğru ürüne doğru yatırım yapabilirsiniz. Örneğin; çevirmeli kilit mekanizmasına sahip bir batonun mu yoksa mandallı sistemin mi size uygun olduğunu ancak arazide anlayabilirsiniz. Tek kurulumlu ve çift kapılı bir çadırın pratikliğini kullandıkça görebilirsiniz. Bir de yatırım yaparken 1 hafta sonra gidilecek yeri düşünerek değil uzun süre kullanım ihtiyacınızı düşünerek tercih yapmanızda fayda var. Örneğin bir uyku tulumu, diğer malzemelere kıyasla dikkatli bir kullanımda ömürlük size hizmet verebilir. Alırken ısı değerlerine fazla takılmadan hafifliğine dikkat etmek gerekir. Uyku tulumları için üretilen ipek içlikler var. Uzun yıllar temiz kullanım içim içlik kullanmayı değerlendirebilirsiniz.
AVM’lerden Doğaya: Değişen Tüketim Alışkanlıkları
Doğa sporlarıyla ilgilenmeye başladığımdan bu yana şehir hayatındaki tüketim alışkanlıklarım kökten değişti. Artık devasa AVM’lerde saatlerce gezsem de ilgimi çeken bir ürün bulamıyorum. Eskiden sık tercih ettiğim kot pantolonlar artık bana çok işlevsiz geliyor; yazın terleten, kışın donduran, üretimde su kaynaklarına zarar veren ve doğada pek karşılığı olmayan bir kıyafet… Çoktan tarih olması gerekirdi. Ucuz diye yıllarca tercih ettim. Gerçi bir zamanlar Levis 501 popülerdi. Giymek için para biriktirirdik. Bir de Converse’un basketbolcu ayakkabıları modaydı. Taraklı ayaklarımı rahatsız etse de popüler diye bu ayakkabıyı giyiyordum. Ayak yapısını desteklemeyen, uzun saatler giyildiğinde ağrı yapan bu ayakkayıbı düz taban olmadan bıraktım çok şükür. Bunlar kullanımı bana uymayan ama popüler kültürden etkilenip satın aldığım ürünler.
Benzer bir duyguyu yemek alışkanlıklarımı değiştirdiğimden beri marketlerde yaşıyorum. Koca koca marketlerde ekmek, süt vb temel birkaç şey dışında yiyecek bir şey bulamadan dışarı çıktığım çok oluyor. İşlenmemiş, yüksek kaliteli sağlıklı gıda bulmak için süpermarketler sanırım en son bakılacak yerler. Şu an alışveriş alışkanlıklarım daha küçük, butik hizmet veren yerlere doğru yöneldi. Belki de mahalle bakkallarını özledim bilemiyorum.
Unutkanlığın Bedeli: Mecidiyeköy-Ev Hattında Mekik
Cuma gecesi 23:00’te Mecidiyeköy’den kalkacak aracımıza yetişmek üzere 22:00 gibi evden çıktım. Mahallenin köpeklerine “çanta havlaması” yapmamaları için hazırladığım rüşvet etlerini dağıtırken hazır uslu yakalamışım bir fotoğraf çekeyim dedim. Deklanşöre bastığım an ekranda beliren o korkunç yazı: “Hafıza kartı yok.” Kartı bilgisayarda unutmuşum! Acele değil ama “çabuk çabuk” bir tempoyla eve dönüp kartı aldım ve tekrar yola koyuldum. Mecidiyeköy’e vardığımda otobüsün gelmesine daha vakit vardı. Çantamı zihnimde check-etmeye başladım:
- Düdük? Tamam.
- Tozluk? Tamam.
- Eldiven ve Buff? Tamam.
- Kafa Feneri? …Hayda! Bunu unutmuşum.
En kritik malzemelerden biri evdeki çekmecede kalmıştı. Hemen bir taksi çevirip tekrar eve, sonra tekrar Mecidiyeköy’e… Neyse ki otobüs biraz rötarlı geldi de bu “unutkanlık maratonu” planlarımızı altüst etmeden tatlıya bağlandı.
Ders çıkarıldı: Kesinlikle bir kontrol listesi (checklist) hazırlanacak! Malzemeler evin dört bir yanına dağılmışken sadece hafızaya güvenmek, gece yarısı İstanbul trafiğinde taksiyle yarışmak anlamına geliyormuş.
Yol Konforu ve Afyon’un Meşhur Kaymağı
Afyon’da sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, o meşhur soğuğa ‘merhaba’ diyoruz. Çay ilçesinin meydanında, dağdaki zorlu saatler öncesi son eksikleri tamamlamak için yerel bir bakkala yöneliyoruz. Çantamda halihazırda 4 litre su bulunuyor ama kamp alanındaki su kaynağının sağı solu belli olmaz; ya donmuştur ya da damla damla akarak insanı çileden çıkarır. Dağda su yokmuş gibi hareket etmenin altın kural olduğunu bildiğimden, çantamın ağırlığını hiçe sayarak 5 litrelik sağlam bir takviye daha ekliyorum.
Bakkal amca, sabahın bu vaktinde kapısında bir otobüs dolusu dağcıyı görünce adeta canlanıyor. Ben raflar arasında ne alsam diye kararsızca bakınırken, amca gizli silahını çıkarıyor: Meşhur Afyon Kaymağı. Satış stratejisi ise tek kelimeyle kusursuz:
– “Bakın bu camız kaymağı, direkt üreticiden geliyor!”
– “Yol üstü tesislerde 10 liradan aşağı bulamazsın, ben de sadece 7.5 lira!”
– “En havalı kahvaltı sofrası seninki olur, al bunu!”
İçimden, “Manda sütünün bu kadar kıymetli olduğu bir devirde, bu fiyata gerçek manda kaymağı mı olur?” diye geçirmedim değil. Ama amcanın o müthiş enerjisine ve verdiği “ara gazına” karşı koymak imkansızdı. Krema bile çıksa, bu samimi pazarlık hikayesi hatırına o kaymak yenirdi.
| Malzeme Listesi | 2013 Fiyatı | 2026 Tahmini Karşılığı* |
|---|---|---|
| Afyon Kaymağı | 7.50 TL | ~350 – 450 TL |
| Bal | 2.00 TL | ~85 – 120 TL |
| 5 Litre Su | 2.75 TL | ~40 – 55 TL |
*2026 piyasa koşulları ve enflasyon baz alınarak yaklaşık olarak hesaplanmıştır.
O günlerin ekonomisiyle bu “sembolik” ödemeleri yapıp dükkandan ayrılırken, sadece kahvaltılık değil, dağda içimizi ısıtacak bir hikaye de satın almıştık. Artık dağın eteklerine doğru ilerlemeye hazırız!
Yakasinek’te Traktör Operasyonu ve Köy Rekabetleri


Bir Cumhurbaşkanı, İki Belde: Yakasinek ve Deresinek
Buraya gelmişken meşhur bir hikayeyi anlatmadan geçmek olmaz. Afyon’un komşu beldeleri Yakasinek ve Deresinek arasında yaklaşık bir asırdır süren bir rekabet, bir nevi tatlı bir husumet varmış. Öyle ki, asıl çıkış sebebini artık kimse hatırlamıyor.
Bu rekabetin en trajikomik zirvesi ise 2002 yılındaki Afyon depremi sırasında yaşanmış. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bölgeyi ziyaret edip Ankara’ya dönerken Deresinekliler ellerinde Türk bayraklarıyla yolu kesmişler. Hemşehrilerini kırmayan Cumhurbaşkanı, programında olmamasına rağmen Deresinek’e kısa bir ziyaret gerçekleştirmiş.
Bunu duyan Yakasinekliler ise boş durur mu? “Cumhurbaşkanı’nı komşu köye kaptırdık” diye kendi belediye başkanlarına sitem etmişler, hatta olay biraz hırpalanmaya kadar varmış. Basına yansıyan bu olay sonrası Yakasinek Belediye Başkanı bir anda Türkiye’nin en popüler isimlerinden biri olmuş; valiler ağırlamış, Ankara’dan gönlü alınmış.
Kamp Hayatı ve Ekipman Deneyimi: Husky Felen Çadırı Üzerine
Felen’in en büyük dezavantajı ağırlığı. 3-4 kişilik olan bu model tam 5.6 kg. Tek kişi için pek ideal taşınabilir bir aralıkta değil; Poller ve çadır kazıkları yaklaşık 2 kg. bunları çadır arkadaşımla paylaşarak yükü makul bir seviyeye çekiyoruz. Ayrıca, bu kadar ağır bir çadırda kar eteğinin olmaması üreticinin ağırlıktan tasarruf etme çabası mıdır, bilemiyorum.
Az da değil otuz dakikalık bir dertli yolculuk bu… Rahmetli, beni fırtınada savrulan bir gemi gibi bir oraya bir buraya fırlatıyor.. Daha da dertleniyorum. Dağda morali yüksek tutmak lazım. Bu yüzden bir sonraki şarkıya bakmadan telefonu kapatıyorum. İnsanı darmadağın eden şarkılara denk gelmemek için…
Keşif gezisine katılanlar hava kararırken kampa dönüyorlar. Akşam yemeği hazırlıklarına başlıyoruz. Sönmez hoca yemeği pişirirken bir ara üşür gibi oluyor. Çadırına gidip kaz tüyü yeleğiyle çıkıyor. Soğuktan korunmada kaz tüyünün üzerine henüz bir teknoloji tanımıyorum. Macaristan ve Polonya bu konuda başı çekse de Kars bölgemizin potansiyeli neden değerlendirilmiyor, hep merak etmişimdir.
Kaz ciğeri, yemek olarak ekonomik bir değer. Hayvanın ciğerini büyütmek için hortumla sürekli yemek yedirdikleri görüp üzülmüştüm. Tüy alımı nasıl yapılıyor çok bilgim yok. Daha önce iş arkadaşım Hakan ile kaz tüyü üzerine bir etik tartışmaya girmiştik. Ben bu tür hayvanları yetiştirip etinden ve tüyünden (insani bir şekilde!) faydalanma taraftarıyım demiştim. Sonuçta süs için veya güzel görünmek için öldürmüyoruz bu hayvanları. Hakan da sentetik alternatifler varken hayvanların tercih edilmemesi görüşünde.
Kazların tüylerinin alınma yöntemleri üzerine duyduğum endişeleri dile getirirken, Hakan daha radikal bir soru soruyor:
“Evrimde bizden daha üstün bir tür gelse ve ihtiyacı olduğu için senin tüm kıllarını canlı canlı yolacağını söylese ne hissederdin?” Ona “Bayıltıp yapabilirler,” diye bir cevap versem de aslında sorusunun altında yatan haklılık payı zihnimi kurcalıyor. Yine de dağda kaz tüyü montun sunduğu o “bebek kundağı” konforundan vazgeçmek benim için hala çok zor…
Ateş Başında Küresel Sohbetler: Tayvan’dan Sultan Dağları’na
Ardından, hepimizin zaman zaman düştüğü o meraklı soru geldi: “Birinin Tayvanlı, Koreli ya da Çinli olduğunu dış görünüşünden nasıl anlarız?”
Wang, gülümseyerek yanıtladı:
“Dışarıdan bakarak ayırt etmen neredeyse imkansız. Belki göz yapısından bir tahmin yürütebilirsin ama kesin sonucu ancak aksanından ve konuşmasından anlayabilirsin.”
İçimden, “E be Wang kardeşim, ben o dilleri de ayırt edemiyorum ki; hepsi çan çin çon geliyor bana aksandan nasıl memleket bulayım!” desem de dışımdan nezaketle teşekkür ettim. Farklı coğrafyalardan gelip aynı ateşin başında, aynı dağa bakarak sohbet etmek; tırmanışın fiziksel yorgunluğunu unutturan en güzel detaylardan biriydi.
Zirve Günü: Soğuk Nefesler ve Hayati Uyarılar
“Boş da olsa herkes çanta taşıyacak. Arkadaşınızla ayrı düşerseniz tüm yaşamsal bağınız kopar. Dahası, bir düşme anında sırtınızı koruyacak tek kalkan o çantadır.” Bu sözlerin doğruluğunu birkaç saat içinde bizzat tecrübe edeceğimizi henüz bilmiyoruz.
Sönmez Hoca, herkesin sorumluluk alması için dönüşümlü liderlik sistemini uyguluyor. En öndeki kişi grubu bir süre çekiyor, yorulunca en arkaya geçiyor. Ancak liderlik sadece yolu bilmek değil, grubu kollamak demek. Ben lider olduğumda, arkada kopan bir arkadaşımızı fark etmediğim için hocadan “nazik” bir uyarı alıyorum. Dağda bir kişi, herkes demektir.
Hepimiz kahvehaneye doluşup dinleniyoruz. Bize çay ısmarlıyorlar. Sohbet doğal olarak dağ ile ilgili. Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı anlatıyoruz. Onlar da bize Sultan dağı ve Gelincikana isminin nereden geldiğiyle ilgili bir rivayet anlatıyorlar. Sultan isminde bir kız, sevdalısı varken babası onu tanıdığı zengin bir dostunun oğluyla evlendirmek ister. Düğün dernek kurulduğu gün Sultan, üzerinde gelinliğiyle kaçar. Arama için ekipler oluşturulur her yerde Sultan’ı ararlar. Bir süre sonra Sultan’ı dağın tepesinde gelinliği ile ölmüş olarak bulurlar. İşte o günden beri bu dağa Sultan dağı, en yüksek tepesine de Gelincikana ismi verilir. Bize anlattıkları hikaye bu.
Sohbetin sonunda, Kaya Çilingiroğlu’nun ikizi gibi duran neşeli bir abi yanımıza yaklaşıp fısıldıyor: “Asıl meseleyi söyleyin, define buldunuz mu?” Belli ki buralarda böyle bir söylenti var. Amacımızın “altın” değil, zirve olduğunu anlatıp hayallerini biraz yıksak da helalleşip ayrılıyoruz.
Günün sonunda çantamızda değerli bir taş yoktu belki; ama bizi çok daha zenginleştiren yeni dostluklar, tecrübeler ve paylaşımlar vardı…