Süphan Dağı (4058 m), Ağrı ve Cilo’dan sonra Türkiye’nin en yüksek üçüncü zirvesidir. Van Gölü’nün kuzeyinde yükselen bu sönmüş volkan, özellikle kışın hem teknik zorluğu hem de muhteşem manzarasıyla dağcıların gözdesidir. Mart 2015’te Adem Gül Hoca liderliğinde gerçekleştirdiğimiz doğu rotası tırmanışımız, sadece karlı yamaçlarla mücadele etmek değil, aynı zamanda 1959 yılındaki gizemli uçak kazasının izlerini de keşfetmek oldu.
Kışkılı: Bulutlara Komşu Bir Mahalle
Bitlis ili Adilcevaz ilçesi sınırları içinde, Van gölünün kuzeyinde olan Süphan Dağına tırmanış için genellikle doğu ya da güney yamacı tercih ediliyor. Bizim rota tercihimiz, Adem Gül hocanın liderliğinde klasik doğu rotası oldu. Aydınlar beldesine bağlı Kışkılı‘ya minibüsle geldik. Köy yolu kenarları yer yer 1-2 metre karla kaplıydı. Alışkanlıktan köy dedim belki köy mü kaldı kardeşim diyorsunuzdur haklısınız. 2300 m rakımlı bir mahalle burası. Türkiye’nin en yüksek rakımlı yerleşim yerlerinden biri.
Patinaj yapan minibüsü birkaç kişi iterek yolda tutmak zorunda kaldık; ama yol tamamen kapalı değildi. Sonradan öğrendiğimize göre belediye, yılın altı ayını bu yolu açık tutmak için kısıtlı kaynaklarıyla karla mücadeleye harcıyor. Takdire şayan bir çaba. Allah kolaylık versin; zor iş.
Kışkılı’ya ulaştığımızda bizi okuldan dağılan çocukların pırıl pırıl gülümsemeleri karşıladı. Belki okuldan çıkmanın sevinciydi bilemiyorum. Yabancılara karşı son derece cana yakın olan bu küçük dostlarımızla selamlaştıktan sonra hazırlıklarımızı tamamlayıp kamp yükümüzle yola koyulduk. Sırtımızda kamp yükü ile yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüşün ardından 2700 metredeki At Yaylası denilen kamp alanına vardık.
Süphan tırmanışında stratejimizi, 2700 metrede tek bir kamp kurup buradan doğrudan zirveye, yani yaklaşık 1300 metrelik bir irtifa kazanımına odaklanarak belirledik. Normalde yol kapalıyken Kışkılı’da ve ardından 3100 metredeki “Ayna Altı” mevkisinde iki ayrı kamp kurulabiliyor; ancak biz tek kampın hızıyla hareket etmeyi tercih ettik.
Çadırlarımızı kurup dinlenmeye çekildiğimizde, dağda beslenme konusunda önemli bir ders aldım. Yanıma aldığım kavurmalı ve yeşil zeytin ezmeli sandviçler, dondurucu soğukta öyle tuhaf bir koku yaymaya başlamıştı ki iştahım tamamen kapandı. Dağda, özellikle iştahın kesildiği yüksek irtifalarda, hurma veya kuruyemiş gibi hem yemesi kolay hem de gerçekten iştah açıcı gıdalar taşımanın önemini bizzat tecrübe ettim.
Dağda Su Meselesi: Kar Suyu Neden Yetmez?
Ancak benim için gıdadan daha kritik bir mesele var: Su ve mineral dengesi. Dağda her zaman bir su kaynağı bulmak mümkün olmuyor; çoğu zaman kar eriterek bu ihtiyacı gideriyoruz. Fakat kar suyu, tadının kötülüğünün ötesinde büyük bir eksikliğe sahip: İçinde vücudumuzun kaybettiği sodyum, potasyum ve magnezyum gibi mineral tuzları barındırmıyor. Kar eritip içtiğimizde, ne kadar su tüketirsek tüketelim hücrelerimiz tam anlamıyla doymuyor çünkü o su henüz toprakla temas edip mineralleri bünyesine katmamış oluyor.
Bu sorunu çözmek için bir süredir elektrolit tabletleri araştırıyorum. Bu pratik tabletler hem hafif hem de kar suyunu işlevsel bir sıvıya dönüştürüyor. Eğer elinizde tablet yoksa, en azından toz içecekler katmak hem tadı iyileştiriyor hem de vücuda ihtiyaç duyduğu elementleri bir nebze olsun geri kazandırıyor.
Araştırdığımda “Tang” veya “Nazo” gibi toz içecekler olduğu gibi koşuculara yönelik içinde yapay tadlandırıcı olmayan daha sağlıklı elektrolit tablet ürünler buldum.
İçeriklerinde temel olarak sodyum, potasyum ve magnezyum barındıran bu elektrolit tabletler, spor esnasında kaybedilen mineralleri yerine koymanın en pratik ve ekonomik yolu. Akla ilk gelen o meşhur mavi-sarı sporcu içecekleri de aslında aynı işi görüyor; ancak bu içecekler hem gereksiz katkı maddesi ve koruyucu içeriyor hem de hacim ve ağırlıkları nedeniyle sırt çantasında taşımaya hiç uygun değiller.
Türkiye’de bu tabletleri bulamayınca şansımı yurt dışında denemeye karar verdim. İngiltere merkezli bir site bulup, kargo dahil 30 sterlin ödeyerek iki kutu sipariş ettim. Normalde bilmediğim sitelerden alışveriş yapmam ama bu kez mecburiyetten “gözümü karartıp” ödemeyi yaptım. Birkaç saat sonra stokta görünmesine rağmen “ürün kalmadı” mesajı aldım. Ücret iadesi istediğim andan itibaren ise tam bir sessizlik başladı; bir ay boyunca ne bir yanıt ne de bir iade alabildim. İngilizlerin mesafeli olduğunu bilirdim ama bu kadarına pes! Son çare olarak kredi kartı harcamasına itiraz sürecini başlattım.
Bu talihsizlikten sonra seçeneklerimi tekrar tarttım. Ya hırs yapıp evde bir elektroliz kabıyla metal çubukları çözündürerek kendi mineral takviyemi üretecektim ya da araştırmaya devam edecektim. Neyse ki zamanım kısıtlıydı; lise kimya kitabımı yavaşça rafa geri bırakıp macera aramaktan vazgeçtim ve piyasadaki diğer hazır alternatiflere odaklandım. Ve aradığım mineralleri içeren şu ürünü buldum. WUP Elektolit Efervesan Tablet. Fitness ya da koşu maraton yapanlara yönelik ürün satan yerlerde çeşitli alternatifler bulunabilir.
Zirve Günü: Rüzgarın Sert Yüzü
Çadırlarımızı kurup içine yerleştik. Çadır arkadaşım Hakan ile akşam yemeği faslını geçtikten sonra çantalarımızı son bir kez kontrol edip uykuya daldık. Hareket saati sabah 04:30 olarak belirlenmişti ancak heyecandan olsa gerek, gece bize epey uzun geldi.
Saat 04:00 sularında kalkıp hızlıca kahvaltımızı yaptık. Akşamdan hazırladığım çantamı kapıp dışarı fırladığımda, henüz kimsenin çadırından çıkmadığını fark edip bir süre içeride beklemek zorunda kaldım. 22 kişilik kalabalık bir grubun toparlanması tahmin ettiğimizden uzun sürdü; yola koyulduğumuzda hava çoktan ağarmaya başlamıştı. Normalde zifiri karanlıkta kafa lambasıyla başlamaya alışkındım ama bu sefer buna gerek kalmadı. Yürüyüşün henüz başındayken durup, Van Gölü’nün üzerinden süzülen o eşsiz gün doğumunu seyrettik. Süphan, sunduğu bu görsel şölenle kesinlikle manzara tutkunu dağcıların favorisi olmayı hak ediyor.
3100 metre irtifadan itibaren “Ayna” olarak bilinen o meşhur dik yamaca vurduk. Gökyüzü açık olduğu için 3600 metreye kadar uzanan bu zorlu etabı nispeten kolay geçtik. Tırmanış sırasında birkaç noktada karın zemine oturduğunu haber veren o karakteristik sesleri duyduk; ancak Adem Gül hocanın dağı ve çığ kulvarlarını avucunun içi gibi bilmesi içimizi rahatlatıyordu.
3800 metreden sonraki son düzlüğe geldiğimizde ise bizi bambaşka bir Süphan karşıladı. Şiddetli rüzgarın devreye girmesi, kamp yerinin zirveye uzaklığı ve kendi antrenman eksikliğim birleşince, fiziksel olarak limitlerimi zorlamaya başladım. Tüm faaliyet boyunca önümüzde karı yararak iz açan Adem hocanın performansı ise tek kelimeyle takdire şayandı. 22 kişiyi güvenle zirveye taşımak için kendi enerjisini son damlasına kadar harcadı.
3900 metrede, dağın “külah” olarak adlandırılan krater yamacına ulaştığımızda hava şartları iyice sertleşti. Rüzgar hızı saatte 60 kilometreye ulaşınca grup ikiye bölündü: Bir kısım zirveyi denemek isterken, diğer kısım iniş kararı aldı. Ancak doğa son sözü söyledi; şartların iyice tehlikeli bir hal alması üzerine zirve denemesi tamamen iptal edildi ve güvenlik gerekçesiyle topluca dönüşe geçtik.
Tırmanışa başlamadan önce www.mountain-forecast.com üzerinden yaptığım kontroller, öğlen 12:00’den sonra rüzgarın saatte 50 kilometrenin üzerine çıkacağını açıkça gösteriyordu; nitekim dağ bizi yanıltmadı. O anki rüzgarın şiddetini şöyle tarif edeyim: Ayaktayken vücudunuzu rüzgara yan dönmeden ilerlemek imkansızdı. Eğer zemine tam ve dengeli basmıyorsanız, esinti sizi olduğunuz yerden bir adım yana fırlatacak kadar güçlüydü.
Bu rotayı planlayanlara en büyük tavsiyem; eğer kampı 2700 metreye kuracaksanız, en geç saat 11:00’de zirvede olmayı hedefleyerek yola çıkmanızdır. Adem Hoca, sabahın dondurucu ayazından bizi korumak adına hareketi 04:30’a planlamıştı ancak bu durum, rüzgarın en sertleştiği öğle vaktinde zirve hattına ulaşmamıza neden oldu. Eğer sadece iki saat daha erken yola çıksaydık, muhtemelen tüm grup zirve yapıp güvenle geri dönmüş olacaktı. Her ne kadar hava sert olsa da kış dağcılığına uygun tam donanımımız sayesinde soğuk bizi çok sarsmadı. Öyle ki, çantamda termostan ayrı duran yedek pet şişedeki su bile donmamıştı; ki bu, kış faaliyetlerinde pek rastlanan bir durum değildir.
Süphan’ın Zirvesindeki Gizem: 1959 İngiliz Uçağı Kazası

İlginç bir hikaye, sayfanın altına ek bilgi olarak ekledim okumanızı öneririm. Bu hikayeden bir film bile çıkar…Tırmanış sırasında bu kazanın izlerini görmek mümkün. Dağın belirli noktalarında enkaz parçalarına rastlanabiliyor. Kışkılı’ya döndüğümüzde hava açıktı. Mineral hapları benim açımdan iş görmüştü. Hiç baş ağrısı yaşamadım. Termosumdaki su bitmemişti. Kışkılı’nın Güler Yüzlü Çocukları:
Kışkılı köyünden geçerken evlerinin önünde neşeyle oyun oynayan bir grup çocukla karşılaştık. Meraklı bakışları ve içten gülümsemeleriyle bir anda turun tüm yorgunluğunu unutturdular. Bu güzel anı ölümsüzleştirmek için onlarla yan yana gelip bir hatıra fotoğrafı çektirdik; Kışkılı’nın neşesi kadrajımıza doldu.
Van’da Tatlı Bir Son

Süphan Dağı Tırmanışı İçin Pratik Tavsiyeler
– Kondisyon: En az 1300-1400 metre irtifa kazanımı olan kış tırmanışlarına alışkın olun.
– Ekipman: Krampon, kazma ve uygun kış kıyafetleri şart.
– Beslenme: Kar eritecekseniz mutlaka elektrolit tableti ya da en azından toz içecek alın. Hurma, kuruyemiş ve enerji jelleri iştahınızın kesildiği anlarda kurtarıcı olur.
– Zamanlama: Zirveye en geç 11:00-12:00’e kadar ulaşmayı hedefleyin. Süphan’da öğleden sonra hava çok hızlı bozabiliyor.
– Hava tahmini: Tırmanıştan bir gün önce mountain-forecast.com üzerinden rüzgar hızını mutlaka kontrol edin.
– Rehberlik: Özellikle kış koşullarında deneyimli bir rehberle gidin. Adem Gül Hoca gibi dağı bilen birinin varlığı hem güvenliğiniz hem de motivasyonunuz için hayati önem taşıyor.
Süphan Dağı, hem manzarasıyla hem de zorluğuyla unutulmaz bir deneyim sunuyor. Eğer siz de bu zirveye tırmanmayı düşünüyorsanız, yorumlarda deneyimlerinizi veya sorularınızı paylaşın. Hangi rotayı tercih ettiniz? En zorlandığınız kısım neresiydi?
Güncelleme Notu: Bu yazı Mart 2015’teki tırmanışa dayanmaktadır. Rota koşulları, ekipman önerileri ve fiyatlar zamanla değişmiş olabilir. Güncel bilgi için son faaliyet raporlarını veya yerel rehberleri kontrol etmenizi öneririm.




