Sabah 06:00. Erken kalkıyorum. Bugün dop dolu bir programım var. Gündüz Ballıkayalar’a gidip kaya tırmanışı yapacağım. Akşam da Cumhuriyet Bayramı yürüyüşüne katılacağım. Çantam geceden hazır. Sabah çayımı demleyip termosa doldurdum ve yola koyuldum. Sokakta beş köpek arka arkaya yatmış dinleniyor. Mahallemizde hayvan sever sayısı çok. Herkes ayrı ayrı besliyor bu hayvanları. Eee imkanlar iyi olunca motosiklet büyüklüğünde köpekler ev belliyor sokağımızı. Yanlarından temkinli geçiyorum. Çünkü sırtımdaki çantanın büyüklüğüne göre arıza çıkarma huyları var. 65 litrelik kamp çantam olunca mutlaka havlıyorlar mesela. Sanırım büyük çanta sevmiyorlar. Bir keresinde hiç oralı olmayıp yanlarından geçmiştim. Arkamdan gelip yağmurluğuma asılıp yırtmışlardı. Bugün küçük sırt çantam var. Ses etmiyorlar. Ama yine de içlerinden biri sokağın sonuna kadar takip ediyor beni. Gözden kaybolurken “bu sefer bir şey demiyoruz haa ona göre” bakışı atıyor sanki. Bu hayvanlara bir türlü ısınamadım. Haçiko filmi izledim o da fayda etmedi. Ben kedi severim.

Saat 07:00. Bizi Ballıkayalar’a götürecek minübüse biniyorum. Araç içinde küçük bir köpek görüyorum. İçimden haydaa nereden çıktı bu şimdi diyorum. En arka sıraya geçip oturuyorum. Köpekle ara sıra göz göze gelip birbirimizi süzüyoruz. Maltepe’ye ulaştığımızda arkadaşım Hakan katılıyor aramıza.
Ballıkayalar, Gebze’ye bağlı Tavşanlı köyünde bulunan bir tabiat parkı. 1995 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla Milli Park ilan edilmiş. Adını, arıların buradaki mağaraları kovan benimseyip bal yapmalarından alıyor. İçinden dere geçen bir vadi burası. Vadinin her iki yakasında dik kayalıklar var. Kaya tırmanışı sporu yapmaya elverişli olduğundan tırmanışçıların gözde çalışma yeri. İstanbul’a yakınlığı nedeniyle aynı zamanda piknikçilerin de uğrak yerlerinden biri durumunda.
Buraya Türkiye Dağcılık Federasyonu’nda tırmanış antrenörlüğü ve hakemliği yapan Sönmez Erkaya liderliğinde 19 kişilik bir grupla geliyoruz. Sönmez hoca 20 yıldan fazla doğa sporlarının içerisinde, epey deneyimli biri.
İstanbul’a 60 km. uzaklıktaki parka kısa sürede ulaşıyoruz. Girişte piknik alanının bulunduğu yerde bir kır restoranı var. Burada çay içebilir, ekmek arası bir şeyler yiyebilirsiniz. Bugün piknikçi sayısı az. Burada kahvaltı molası veriyoruz.
Sönmez hoca etrafında yarım ay şeklinde diziliyoruz. Sağ baştan saymamızı ve herkesin söylediği sayıyı, bir önceki ve bir sonraki kişiyi de aklımızda tutmamızı istiyor. Askerlik sırasındaki yoklama alınması gibi bir an yaşıyoruz. Amaç toplu hareket etmeyi kolaylaştırmak. Çabuk uyum sağlıyoruz. Hatta peşi sıra durduğumuz Hakan’la aramızda birbirimize sayıyla hitap etmeye başlıyoruz.
Kısa bir yürüyüşün ardından dik bir kayanın önünde duruyoruz. Aşağısı uçurum. Yok artık burada mı tırmanacağız! diye düşünüyorum. İlk defa gelenlerin gözlerinde benzer duygular okunuyor…
Sönmez hoca, malzemeleri tanıtıyor. Karabina adı verilen metal bağlantı, dağcılıkta kullanılan en önemli malzemelerden biri. İpi emniyet noktasına veya kemere bağlamak için kullanılıyor. Çeşitli model ve özelliklerde üretilen karabinaların, büyük yüklere dayanıklı ve aynı zamanda hafif olması gerekiyor.
Sönmez hoca, eğer yüksek bir yerden düşürürsek o karabinayı emekli etmemiz gerektiğini söylüyor. Çünkü o sırada sorun çıkarmasa dahi ileride malzeme içinde görünmez çatlaklar oluşabildiğini ve kırılma ihtimali oluştuğunu belirtiyor.
Hocanın belinde takılı olan ve elinde gösterdiği malzeme, emniyet kemeri (kolon) olarak adlandırılıyor. Kolonları kayalara yanaşıp giymemizi istiyor. İç çamaşırı giyer gibi üzerimize geçiriyoruz. Kaya dibinde giymenin önemi şu: giymeye çalışırken dengeyi kaybedip uçurumdan aşağıya uçma olasılığı var. Olur mu demeyin olabilir böyle kazalar. Doğa güzel olduğu gibi hataya pek gelmiyor.
Emniyet istasyonu kuruluşunu görmek için hoca ile kayalığın tepesine çıkıyoruz. Kaya yüzeyine delik açılarak yerleştirilen metal plakalara bolt deniliyor. Bele bağlı ip bu boltlara geçirilerek emniyet alınıyor.
İstasyon kuruluşunda önemli olan iki farklı bağımsız noktadan sabitleme yapmak. İki ayrı ip birbirine bağlı. Ama yük sadece birinin üzerinde. Perlon veya karabina herhangi bir nedenle çözülürse bağlı olduğu diğer nokta devreye giriyor. Her bağlantının bir yedeği oluyor.
Hocamız “İnsan hayatı bize bahşedilen en değerli varlık; taş attık da kolumuz yoruldu” deyip bir yedek nokta daha kuruyor. 2 ayrı noktanın bağlı olduğu kaya bloğu koparsa diğer kaya bloğundaki noktanın devreye girmesini düşünüp önlem alıyor.
Ballıkayalar aynı zamanda kamp yapmak için uygun alanlar içeriyor. İstasyon kurduğumuz yerde kamp kuran arkadaşlarla karşılaşıyoruz. Kocaeli Üniversitesi öğrencisi olduklarını öğreniyoruz.
Süslü. Minibüste ilk karşılaşmadan itibaren gün boyu yakın anlar yaşadık. Cinsi Şivava. Sokak köpeklerinden çok farklı. Zeki, uslu bir köpek.
Dağcılık malzemelerinin en önemlilerinden birisi kask. Kafamızı çarpıp yaralanmamızı önlüyor. Yukarıdan düşebilecek kaya parçalarına karşı da koruyor. Kaya tırmanışında kullanılan malzemelerle dağcılıkta kullanılan malzemeler benzer. Dağcılığın bir kolu olarak görülse de kaya tırmanışı başlı başına bir spor dalı.
Beklemenin tırmanış yapmaktan daha stresli olduğunu anladık. İlkokulda aşı sırası bekleyen çocuklar gibiyiz. Tehlikeli durumlarda korkmak, kaygılanmak her insanda olan temel bir duygu. Bu duyguyu kontrol etmek önemli. Eğer fazla ise hata yapmaya meğil olur. Az ise başarı ihtimali düşer.
Tırmanırken önemli olan ayakları kullanmak. Elleri kullanarak kendinizi yukarı çekiyorsanız kısa sürede yoruluyorsunuz. Buna amele tırmanışı deniyor 🙂 İp düşüş anında emniyet için var, tırmanışa bir katkısı yok. Rotanın sonlarına doğru bacaya benzer bir yer var. Kilit kısmı burası. İçinden çıkmaya çalışırsanız sıkışma ihtimali var. Ayakları pergel gibi açıp dışından sağlı sollu geçmek gerekiyor. İlginçtir zihninde ben burayı geçemem diyenler çoğu zaman burada pes edip geri dönmek istiyor. Fiziksel özelliklerin burada pek bir katkısı olmuyor. Zihindeki engeller aşılabilirse ancak tırmanış yapılabiliyor. Tırmanış için %75 zihinsel hazırlık, %25 fiziksel güç gerekir diyebilirim.
Heyoooo. Rotanın en üst noktasına vardığımızda zafer narası atıyoruz. Bağırmamız vadi boyunca yankılanıyor.
İniş sırasında yapılan genel hata ayakları dizden bükmek. Sönmez hoca bu konuda sık sık uyarıyor. Eller kayaya dokunmadan açık, ayaklar omuzdan geniş açık, dizler bükülmeden kendimizi ipe bırakmamızı istiyor.
Sönmez hoca, “Bu iş malzemeye güvenle başlar” diyor. Eğer malzemeye güvenmezseniz tutulup kalıyorsunuz. O zaman inişiniz dışarıdan izleyenler tarafından sakat birisinin kasıla kasıla ilerlemeye çalışması gibi görünüyor.

İniş bittiğinde eller ve ayaklar adrenalinle birlikte zangır zangır titriyor. Adrenalin bağımlılık yapıyor. Kısa bir süre sonra tekrar tırmanış yapmak isteniyor. Yeri gelmişken bu sporunun tüm kaslarınızı çalıştırdığını, günlük hayatta problem çözme yeteneğinizi geliştirdiğini belirtmek gerekir.

İlk rota tırmanışları bittikten sonra yürüyüş yapıp vadi içinde yüzme arası verdiğimiz meşhur büyük göle geldik. Balık tutan bir vatandaşla karşılaştık. Balık avlamak yasak park içinde. Demek ki cezalar caydırıcı değil.
Herkes yürüyüş sonrası biraz dinlenmek için bir köşeye kendini bıraktı. Süslü de gölge bir yer bulmuş dinleniyor.
Hakan, tam bir buff (bandana) sever. Aldığı yeni buff’ı gösteriyor.
Su biraz soğuk ama çeşitli atlayış denemeleri yapmak için bu bir engel değil.
Yüzme keyfinden sonra ikinci tırmanma rotamızın hazırlıklarına başlıyoruz.
Ballıkayalar’da 1970’li yıllardan bugüne kadar yüze yakın çeşitli zorluk derecelerinde tırmanış rotaları açılmış.
Bu fotoğraf çekildiği sırada kırmızı tişörtlü tırmanışçı endişeli, aşağıda yeni tanıştığı emniyetini alan arkadaşla sürekli diyalog halindeydi ve duygusal anlar yaşıyordu 🙂
“Rüstem, hayatım senin elinde nolur dikkat.”
“Rüstemcim ipi sıkı tut. İpi biraz sağa al.”
Aşağıdan destek mesajları gelince bize doğru dönüp rahatlamak ister gibi soruyor.
“Hayatım başkasının elinde, nasıl rahat olabilirim?”
Hemen sakinleştirici yorumlar geliyor…
“Emniyetçinle yeni tanıştın geçmişte yaşadığınız kötü bir anı yok. Rahat olman lazım, devam!” 🙂
Vadiye iniş çalışmaları… Burada aşağıya inenleri heyecanlı bir sürpriz bekliyor. Anlatılmaz yaşanır diyeyim. Bir arkadaşımız nasıl başardıysa pursik ipinin sıkışması nedeniyle tam orta noktada asılı kaldı. Sönmez hoca yeni bir ip hattı kurarak yanına ulaştı ve sıkışan ipi bıçakla keserek aşağı inmesini sağladı.
Tırmanışlar bittikten sonra dönüş yoluna geçtik. Vadi içinde yürüyüş rotası yaklaşık 2 km ama kolay değil. Yürüyüş orta üstü zorluk derecesinde. Yağmur yağar ve kayalar ıslanırsa kayıp düşme riski oluşabilir. Düz yol olsa bile kafada kask takılı yürümekte fayda var.
Yan yan tutunarak geçilebilen sarp bir kayalığa geliyoruz. Aşağıda buz gibi göl bizi çağırıyor. Zemin kaymaya çok müsait. Ayakkabıları çıkarıp geçebildim. Bu fotoğrafı Sönmez hoca çekmiş. Ben o sırada sırt çantamdaki elektronik eşyaları düşünüp Yusuf Yusuf’la sohbet ediyordum 🙂

Araçla dönüş yolunda Sönmez hoca katılımcılara gezi ile ilgili görüşlerini sordu. Çok keyifli bir gün geçirdiğimiz konusunda herkes hemfikirdi.
Minibüsten Mecidiyeköy’de indim. Biraz ileride bir taksinin yolcusunu indirdiğini görüp boş taksiye attım kendimi. Taksici nereye gideceğimi sordu. Beşiktaş dedim. Söylememle yüzündeki ifadeden soğuk duş etkisi yarattığını görmem bir oldu.
Taksici hem sürüyor hem de şaşkın şaşkın anlatmaya başlıyor…
“Biraz önceki müşterim de Beşiktaş’a gidiyordu.”
“Orada trafik olduğu için indi.”
“Metroyla Taksim’e gidip oradan Beşiktaş’a inecek.”
Ben – İçimden “Kaderinde bu akşam Beşiktaş’a gitmek varmış kardeş :)” diye geçirirken Taksiciye
“Trafik olduğunu bilmiyordum çok mu kötü acaba” dedim.
Taksici sıkıntılı ama efendi birisi görünüyor, sakinliğini koruyor. Sohbet etmeye başlıyoruz. 1 saatten fazla süren yolculuktan sonra 21:30 sıralarında Beşiktaş’a ulaşıyorum. İstanbul trafiği bu, 10 dk mesafeyi 1 saat yapar. Belediye keşke metronun olmadığı Zincirlikuyu-Beşiktaş arasına bisiklet kiralama hizmeti koysa. Bisiklet olsa Zincirlikuyu’dan yokuş aşağı yardırırdım ne güzel. Meşaleli yürüyüşe yetişemiyorum. Önümüzdeki seneye kısmet…

Bir Yorum Yazın